Bu Dünya, Bu Kadar İşte
- Halil Yiğit Gök
- 18 Nis
- 1 dakikada okunur
Bergama'dayız. İkinci Geleneksel Papatya Şenliğine parti olarak katıldık. Bir yığın insan, tek bir amaç doğrultusunda stantları geziyoruz. Lavanta üreticileri, Tahtacı Türkmenler, Efeler ve daha niceleri tezgahları başında duruyor. Ya kendi kültürlerini anlatıyorlar ya da ürettiklerini sergiliyorlar.
Bir taraftan bu tarz festivallerin olmazsa olmazı gözlemeciler var...
Gözlemecilerin önünden geçiyorduk. Bebek arabasına gözüm çarptı. İçinde sarışın mavi gözlü çakır bir bebek var. Bebek arabasının üstü kapalı, elleriyle oynuyor. Ellerini dikkatlice inceliyor.
Gözlerinin içine baktım. Arabanın içinden sevdim. Annesi ve babası tam yanımda duran ufak gözlemeci tezgahına oturmuş, gözleme yiyor ve ayran içiyordu.
Annesi gülen gözlerle bana baktı. "Çok şirin Allah bağışlasın" dedim. Sanki o koca Bergama meydanı durmuş, herkes o şirin bebeğe bakıyor gibiydi. Arkadan partililerimiz geldi. Onlara da güzeller güzelini gösterdim. Sırayla sevgimizi gösterdik. Uzaktan seviyoruz. Ama nasıl güzel bir an. Tarifi yok.
Sonra kendimizi tanıttık. Anahtar Partili olduğumuzu söyledik. Bizi bebeklerine gösterdiğimiz yoğun sevgiden dolayı daha çok sevdiler.
En son yanlarından tam ayrılırken, annesine ismini sordum. Hanımefendi "Rüzgar" dedi. "Adıyla yaşasın" deyip, babasıyla selamlaşarak yanlarından ayrıldım.
Yüzleri güldü. Güldürmeyi başardık.
Uzaktanbaktım o güzel aileye. Küçük bir ilçenin meydanında, ufak bir masanın üzerine serilmiş gözlemeler ve ayran, iki küçük tabure, birbirine aşık bir çift, yanlarında güzel evlatları...
Dünya'da mutluluğa, huzura dair ne aranacak ise o an vardı. Sevdiğinle olduğun yer cennetti. Senin parçanı taşıyanla mutluluk senindi.
Bu dünya, bu kadar işte, bu güzellikten ibaretti...





Yorumlar